3 Haziran 2009

uçurtmalar

en sevdiği renk mor olan kadın
en sevdiği kelime "asi"
en sevdiği oyun incitmek beni
hıncı, çocukluktan kalma bir yara izi gibi

ipleri dolaşmış uçurtmalar misali
ne beraber uçabildik, boşverip şu dünyayı
ne gidebildik kendi yolumuza
rüzgarda savruk, başına buyruk
senle ben

zamanı, yaralarla ölçen kadın
geçmişiyle kavgalı
gündüz isyankar
geceleri tanrı’ya sığınan kız çocuğu
kırdığı kalpleri dizmiş ipe
gene en büyük zararı kendine

en sevdiği ses, çocuk sesi
güneşli, billur, neşeli/ oysa, yıllar var ki kendi
anne olmayı istememiş
çekip gidebilmek için bir gün
geride ekmek kırıntıları bırakarak
kuşlar yesin diye ayak izlerini
kalmasın ne bir sızı ne kalp yarası

sevişirken taşkın bir nehir
öpüşürken kor bir alev
uykusunda melek gibi masum
bakmaya kıyamadığım
kaç gece göğsünde uyuduğum
ama beraber uyanamadığım kadın

ipleri dolaşmış uçurtmalar misali
ne beraber uçabildik, boşverip şu dünyayı
ne gidebildik kendi yolumuza
rüzgarda savruk, başına buyruk
senle ben

her hasretten sonra
başka başka sevdaların kollarında
yemin etmişken bir daha konuşmamaya
gene bulup birbirimizi
sabahı olmayan gecelerde
aldatma pahasına sevdiklerimizi
ağlayarak seviştiğim kadın
senle ben ipleri dolaşmış uçurtmalar misali

ipleri dolaşmış uçurtmalar misali
ne beraber uçabildik, boşverip şu dünyayı
ne gidebildik kendi yolumuza
rüzgarda savruk, başına buyruk
senle ben

elif şafak

2 Haziran 2009

bir dönemi daha kapatırken

yazılıların bitmesi üzerine kurulan cümleler:
-artık okula bu kadar erken gelmemize gerek olmayacak.
-uzun bir süre şu gömleği bir daha giymeyeceğim.
-durmaksızın kitap okuyabileceğim.(en sevdiğim.)

hararet

okuldan birinin ölümü üzerine, okulun ölüm suskunluğunda yazılmış cümleler...

yeni bir başlangıçtı ihtiyacımız olan. yeni bir soluk. ölümle geldi. ölüm eksiltemediği kadar çok şey bindirdi üzerimize. birden her şey daha farklı gelmeye başladı. nereye baksak ölümün o acı kokan rengini gördük.

kapıları kapattık, kendimizi bir köşeye çektik. hıçkırıkların sesi kapıya rağmen çınladı içimizde. belki de tek istediğimiz ölümün yüzüne kapıyı kapatabilmekti. er geç gelecek ve hiç gitmeyecek misafiri mümkün olduğunca sonra görmek istedik.

kaçamadık, içine düştüğümüz girdaptan kaçamadık. hep küçük ölümler yaşadık. en büyüğüne doğru adım adım yaklaştık.

yakışmadı geride kalanlara. kimsesizlik ve çokluk hissi bir arada bulunmamalıydı.