fotoğraf etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
fotoğraf etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
30 Nisan 2011
hayat çok tuhaf
hayatımın en kötü ilerleyen doğum gününün bir majezik ve güzel insanlar tarafından mükemmelleştirilmesi söz konusuydu bugün. bir sarılış, bir kaç cümle mutlu ederken, karşımda lübitel görünce aldığım hali varın siz düşünün. ve bir de kendisini kullanmayı tam anlamıyla öğrendiğimde çok deli fotoğraflar görmeye hazır olun.
31 Mart 2011
http://www.flickr.com/photos/felixberndt/3977592218/
mesela ankarada da böyle yerler olsaydı ben de böyle fotoğraflar çekerdim. hatta insanlar kayık çıkmasın diye gerekli ayarları da yapardım, ha belki adam böyle sevmiştir diyebilirsiniz hakkınız da var.
29 Mart 2011
"bir odtü genetik polisiyesi daha"
bugün son dersi asıp emrah serbes'in imge kitabevindeki imza gününe gittik, dilara ve sonrasında sezgi'nin katılımıyla. sırada beklerken başta içerdeydik sonra birer adım ilerleyelim diyerek dışarı çıkmayı başardık. -sigara içmenin hayata kattıkları- tam o sırada dilara'ya hayaletle akbaba dedim, ama biraz yüksek sesle söylemişim ki "aaaaaa!" diye tepkiler yükseldi önümüzdeki kızlardan. sonra kitaplar imzalandı, genetik de ne biçim bölüm muhabbeti oldu, ben sigara içerken bi poz çeksem deyip sigara yaktırdım. sonra aynısını akbaba'ya da yaptım ki bi an tuhaf bi gerilim oldu kabul etmek zorundayım. sonuç olarak güzeldi keyifliydi, acayip ruh halinden biraz uzaklaştım bu vesileyle.
"iyiler ilk görüşte tanınmaz."
Etiketler:
behzat ç.,
dilara,
emrah serbes,
fotoğraf,
moleküler biyoloji ve genetik,
sezgi,
sigara
seyithan!
merhabalar. bloggerı açık bulmuşken bir şeyler yazmadan geçmek istemedim. bunun için de seyithan'ın doğum gününü bi de burdan kutlamak için bir iki cümle yazacağım.
"bir şey nasıl başlarsa öyle biter'in gerçeklik payını bana reddettirip, bir şey nasıl biterse öyle hatırlanır'ı yaşattığın için teşekkür ederim."
bir açıklama yapmak gerekirse, 15 tatilin son pazarı çok mükemmel bir ulus-fotoğraf gezisi yaptık biz seyithanla. ve ben göööya o zamandan beri upuzun, fotoğraflı bir gezi yazısı yazacağım, yapamadım. sonra da bu cümleyi düşündüm, gene engeller oldu yazamadım falan.
uzun olmasa da okuyan ne demek istediğimi apaçık anlayacaktır ve o günün güzelliğini anlasa da sadece tahminlerle idare edecektir.
"seyithan bahaneler üretiyorum kabahatime görüyorsun ama işte ancak bu kadar yapabildim."
iyi ki doğdun!
12 Şubat 2011
bugün içimdeki şeytanı susturdum!
bazı zamanlar vardır ya, ya da bazı şeyler, hani durup düşünürken çok etkilemeyen ama gerçekleşince beklenmedik bir etki yaratan. bugün irene' de upper olduğumu öğrendiğimde olan resmen buydu.
bunun biraz öncesinde metroda giderken kendime kitapça' da oturmuş olsalar demiş, sonra da bunu yapmayacaklarını düşünüp üzülmüşken, kitapçadayız diye mesaj gelmişti mesela.
havanın artık 4'te değil de 5.30'dan sonra kararıyor olması bile başlı başına muhteşem aslında.
ya da böyle içimde bir yerlerde sıkıntı olan ne varsa, aslında bunları beklemeyerek konuş diyen seyithan'a kusmuş olmam var. kendine söyleyemediklerini başka biri sana söylemeli bazen. bazen de yalnızca dinlemeli mesela.
pazar günü, güzel fotoğraflar çekmek planları. sonrasında yazılacak bir yazıyla ilerleyen günlerin gebe olduğu mid-term zamanlarındaki kendimi kıskandırmayı düşünüyorum.
pazartesi için renkli ve tatlı bir şeyler.
günümün huzursuz kısımlarını yazmayınca sanki gerçekten huzurluymuş gibi hissediyorum. çok iyi değil mi?
5 Şubat 2011
biz karanlık odada saatler harcadık
seyithan dün bir yazı yazmış. önce onu okuyalım.
şimdiii seyithan diyeceğim şu ki, orda cansu ve dilara ile fotoğraf basarken donmak yazsaydın zaten neyin ne olduğu ortada olurdu. ama lütfen! lüüüütfen.
25 Ocak 2011
tatil!
gördüğünüz üzre blogum o yapış yapış pembeliğinden kurtuldu. arkadaki fotoğraf benim çektiklerimden. sonuç olarak içime sindi bu hali.
dün otobüse yetişebilmek adına metronun merdivenlerinden yuvarlanışım; utanç vericiydi, anlatırken son derece komikti, ve fotoğraf makineme hiç bir şey olmadığı için düşünmeye bile değmiyordu. ama sabah gözlerimi 1 gibi açmamın ve bütün gündür kolumu kaldıracak halim olmamasının tek sebebi o düşüştür.
yine dün, eve dönerken kitap okumaya öyle dalmışım ki batıkentte kendimi son anda dışarı attım. huzurlu bir durumdu resmen.
bugün oturup yes man izledim. yüzümü güldürmesi açısından gayet iyiydi. jim carrey' i seviyorum.
ammaaa!
Zooey Deschanel sen ne muhteşem bir kadınsın!
Etiketler:
fotoğraf,
jim carrey,
okumak güzel şey,
yes man,
zooey deschanel
8 Aralık 2010
5 Aralık 2010
5 aralık 2010
nazım hikmet'in 3 yıl boyunca yazdığı şiirlerinin olduğu el yazısı defteri 22bin liraya satılamamış. tamam sana bana çok ama, oralarda tın tın gezen teyzelerin amcaların aklı nerdeymiş anlam veremedim ve hatta sinirlendim. hatta defteri gösterirken ölümüne ovkalayan kadına da ayırca kılım.
bugün antika pazarına gittik. umduğumuzdan güzel ve çeşitliydi. bu yüzden de şaşkın ve mutluyduk. ben kendime bir tane dolma kalem aldım, eve gelince mürekkebi ne işe yarıyor ki diye attığımı hatırladım. böyle de bir insanım işte.
günün en güzel yanıysa artık fotoğraf makinem olmasıdır. hatta bu son zamanların en güzel durumu bile olabilir. mutluyum, umutluyum.
ve bir de! dilaraa! nice yıllara. kutlanabilecek her yerden kutlamayı deniyormuşum gibi oldu bu da.
Etiketler:
antika pazarı,
dilara,
dolma kalem,
fotoğraf,
mürekkep,
nazım hikmet
3 Aralık 2010
sihir değil mi?
dün film yıkamıştık bildiğiniz gibi bugünse fotoğrafın kağıtta oluşmasına tanıklık ettik. ben nerde huzurlusun sorusunu yeterli bulurdum her şey için, ama bu hem heyecanlı hem gergin hem huzurlu hem de mutlu olabiliyor. yıllar önce fotoğraf çekmeliyim diyip onu bu zamana kadar yapmamış olmak acaba boş bir takıntı mı diye düşündürüyordu biraz. artık olmam gereken yerdeyim diyebiliyorum.
bir de anneyle oturup dizi izlemem sebebiyle gözlemim: gönülçelen adlı dizide pariste yapılan çekimler diğerlerine oranla öyle kaliteli duruyor ki insan ne yapmak istemişler diye düşünüyor.
2 Aralık 2010
karanlıktan aydınlığa
işi -enstantane ve diyafram- kapmışız çağdaş öyle dedi. hayatımıza yeni renkler giriyor ya çağdaş siyahla beyazı kaptı ki onlar da hayatımızda büyük bir yer edecek gibi duruyor ve karanlıkta becerikli. şu an çok alakasız iki cümleyi birleştirdiğimin farkındayım. bunu bana düşündürense ingilizcede yaptıklarımız.
bugün hızlıca bir makara film çekmem sonrasında karanlık odada beş kişi saçmalarken, işi yapmaya çalışmamız ve küçük ellerin bunun için pek de biçilmiş kaftan olmaması. dilara bitirdiğinde benim daha çok yolumun olması. ilk makaralarımızı dilara ile birlikte yıkamamız, tarihin belki de akılda kalacak olması. gelenekselleştirmeye olan derin merakım.
ve her şeye rağmen aydınlık, zamanın önem kazanması.
sonra filmi asıyorsun. bakıyorsun ki her şey orda. zamanı durdurmak dedikleri bu olabilir. hatıralara takılıp kalmaktan kurtulmanın sırrı olabilir. onları bir yere hapsediyorsun çünkü.
biliyorum bizim yaşadığımız hayat değil ama yine de kenarından köşesinden tutuyoruz işte.
30 Kasım 2010
düşündüren garip olaylar silsilesi

dün savaş hoca bizi okulda ziyaret etti, geçen yıl daha sınava bile girmemişken söz vermişti geleceğine. bir araya gelip millete nispet yapma gereği duyan herkes gibi toplu fotoğraf olsun istedik ve yan masaya sorduk ki barbaros şansal (soyadını ve işini yaptığım araştırma sonucu öğrendim) atlayıp fotoğrafımızı çekti. hemen arkasından da "benim makinemle de!" diyerek gruba katıldı. yani artık kendisiyle çekilmiş birkaç fotoğrafa sahibim. hani aslında sana kalsa hiç tanımayacağın insanlarla vakit geçirmek durumunda kalırsın ya okul, dersane yüzünden işte o fotoğraf bunu zaten belirtecekti ancak bu şekilde tam bir tezatlar yığını oldu. elime geçtiği anda yayınlamayı bile düşünüyorum.
sonra eskişehir yolundaki trafiği, eve giderken sıkıntıdan bayılabileceğimi düşünürken birden akşam da batıkent otobüsü olduğunu fark ettim ve mutlu bir biçimde trafiğe takılmadan evime ulaştım. günde iki kez otobüs seferi artık durağına gelince kafamı kaldırdığım abimizi görmem açısından da pek bir tatlıydı.
son olarak hala fotoğraf çekememiş olmak uykularımı kaçırıyor artık. çok sinirliyim çok!
başlık için; silsile kelimesi de sevdiğim kelimeler arasındaymış bunu fark ettim.
Etiketler:
barbaros şansal,
batıkent,
dersane,
eskişehir yolu,
fotoğraf,
odtü,
otobüs,
savaş hoca
29 Kasım 2010
kitap ve fotoğraf
gördüğüm her kitaba açgözlüce saldırmam başta takdir edilesi olabilirdi ama artık sevimsizleşti bence. dilara'dan oblomov'u almam, evde bir sürü okumadığım kitap olması durumlarının yanı sıra bugün kütüphaneden -ve durgun akardı don-u aldım sarp bütün ciltleri bir çırpıda okuduğu için. hala nazım'ı bitirebilmiş değilim işin kötüsü.
hala adam gibi bir makine ayarlayamadım ve artık histerik bir sıkıntıya dönüştü bu durum bende. bu gidişe bir dur demek lazım, baba duy beni!
Etiketler:
baba,
bu dünyadan nazım geçti,
dilara,
fotoğraf,
nazım hikmet,
oblomov,
sarp,
ve durgun akardı don
13 Kasım 2010
sinirliyim biraz bu aralar
tatil 9 gün derken, ispanya işi babam sayesinde yatmışken bana manisa yolları göründü. havasından mıdır bilmem orda insanlar başka oluyor. elaleme bok atmıyorum sadece, inanın ben de bir başka oluyorum.
bugün babamla fotoğraf makinesi bakarken filmli makinelere giydiren, "benim bilgime ulaşmak için amerikayı yeniden mi keşfedeceksin?" diyen amcaya selam olsun. gündüz gündüz, cumartesi cumartesi üzerine düşmeyen muhabbet yaparak keyfimizi kaçırdı. bu gezintimiz sırasında daha önce sadece fotoğraflarına bakabildiğim bir sürü makineyi elime aldım, kurcaladım ve "her şeyden önce makinenizi sevin" kısmı için a1 den başkasının gönlümde olmadığını anladım.
mid-term için "sınavı gergin çözdüm ve bu yüzden kötü bir sınavdı." deyip durmuştum. bunun sonucunda 91 almak ciddi tepki topladı malesef.
kaanlı bir gün olarak dünü gösteriyor ve onun bizim geleceğimizle ilgili bütün planlarımızı yerle bir etmesine olan öfkemi dile getiriyorum.
bu dünyadan nazım geçti' ye başladım metroda dönerken ve karşımda oturanların yüzümden okudukları ifadelerden ne anlam çıkarttıklarını bilemiyorum. aslında çıkabilecek anlam benim nazıma olan aşkımdır ancak kitap kaplı olduğu için bunu kimse anlayamadı.
beyoğlu öyküleri' ni bitirdim. semih gümüş derlemiş. bir iki öyküsü çok hoşuma gitmese de, istanbul özlemini kabartan bir okuma oldu.
şimdilik bu kadar sanırım, hoşçakalın.
Etiketler:
a1,
baba,
beyoğlu öyküleri,
bu dünyadan nazım geçti,
fotoğraf,
ispanya,
istanbul,
kaan,
manisa,
mid-term,
semih gümüş,
vala nurettin
25 Ağustos 2010
kısa yoldan parayı bulma planları
fark ettim ki fotoğraf makinesi için araştırma yaparken bile mutlu oluyorum. halbuki bilinmeyen zamana yapılan bir araştırma. yine de yarı profesyonel bir makine alacaksak bu ne olmalı? sorusunun cevabını bilmek gerekiyor.
geleceğe dair planlarımızın bu tip şeyler üzerine kurulması kısa yoldan parayı bulma planları da yaptırıyor insana. her hafta iki iddaa kuponu doldursak? kazı kazan oynasak? ama 200 lira çıktığını sanıp yaşadığım mutluluk kısa sürdü. ve evet farkındayım sınavlarda gözetmenlik yapmak devede kulak kalıyor. yine de bunu da yapacağım.
19 Ağustos 2010
19 Ağustos 2010
perdeyi havalandıracak kadar esinti var ve geceleri hafif bir dans hali alıyor beni. ankara sevilesi olma kararı aldı sanıyorum.
karar verdim bundan sonra kaliteli olmasalar da fotoğraflar çekip, buraya koyacağım. kaliteli günler için hazırlık olurlar diye düşünüyorum.
ve üniversiteye geçiyoruz ya biri bana hadi tangoya başlayalım dese bahtiyar olacağımı fark ettim.
bu gecenin şarkısı: this is the life (seyithan' dan)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)