house 7. sezona tatilin bitmesine hala bi hafta varken gelmiş olmak, kalan son günlerde dizisiz kalmamak adına hızımı kesti. bunun üzerine "haftalardır sadece dizi izlemek" yüzünden elimde sürünen "kinyas ve kayra"yı bitirmeyi başardım. hayatı bir süre aynı şekilde yaşayıp sonrasında bu kadar farklı yönlere gidebilmek üzerine çok fazla konuşulabilir bu kitaptan sonra. hemen arkasından da "geç kalmış ölü"ye başladım ki hazirandan beri kitaplıkta bu anı bekliyordu kendisi.
artık okullar başlasın sabırsızlığım, işin harç öde, kayda git gibi sıkıcı kısımlarını düşündükçe biraz huzursuzlukla bulanıyor. bu yüzden de büyük bir sorumsuzluk örneği ile "yapılacaklar"ı son dakikalara bırakacağım gibi duruyor. bir de, her şeye rağmen beklenen kişiler, konuşmalar var ve bazen düşününce zamanı çoktan geldi geçti, artık yapılabilecek hiç bir şey yok gibi de geliyor. öyle olunca da neyi niye bekliyorum, kendime niye böyle işkence yapıyorum anlamak mümkün değil. diğer taraftan; dilara'yla sigaralı çaylı ders araları, karanlık odada bir savaş halini alan film yıkama dakikaları, boş anlarda seyithan'a gitmek ve onun her zaman yapacağı bir sürü işi olması gibi özlenen çok mühim bir kaç şey de var, pek tabii.
odtü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
odtü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
18 Eylül 2011
13 Mayıs 2011
7 Şubat 2011
içimden hiç bir şey yapmak gelmediği için sıkılmanın önüne geçemiyorum. elime alıp kitabımı okuyamıyorum. akıllara zarar değil mi?
hafta içinde bir gün beze yapacağım. eğer şekilleri güzel olursa seyithan'a havasını atıp mutlu olacağım falan.
odtü'de piknik fikri çok güzel olabiliyor. ee malum bu aralar güneş yüzünü gösteriyor, sıcakmış gibi davranabiliriz. ya da soğuğu da çok sevebiliriz.
biscolota reklamı dilara'nın yorumundan sonra eski etkisini kaybetti. her seferinde aklıma onun söyledikleri geliyor ve gülüyorum resmen. lan dilara!
1 Aralık 2010
sadece giriş
adı nedir diye düşündüm aklıma hiç bir isim gelmedi.
beni yalnız bırakın, biraz da canımı sıkın ve mimarlıktan a1' e kadar yalnız yürüyor olayım böyle şeyleri her daim düşünebilirim.
bildiğim hiç bir isim onu tasvir edemedi.
kendimi yavaş yavaş büyüleyebilirim. kendimi yavaş yavaş zehirleyebilirim.
aslında onun hiç bir şey olduğunu bile bile..
böyle bir şeyler karaladım devamı gelmedi.
ve yine de devamı yok diye unutmak istemedim.
30 Kasım 2010
düşündüren garip olaylar silsilesi

dün savaş hoca bizi okulda ziyaret etti, geçen yıl daha sınava bile girmemişken söz vermişti geleceğine. bir araya gelip millete nispet yapma gereği duyan herkes gibi toplu fotoğraf olsun istedik ve yan masaya sorduk ki barbaros şansal (soyadını ve işini yaptığım araştırma sonucu öğrendim) atlayıp fotoğrafımızı çekti. hemen arkasından da "benim makinemle de!" diyerek gruba katıldı. yani artık kendisiyle çekilmiş birkaç fotoğrafa sahibim. hani aslında sana kalsa hiç tanımayacağın insanlarla vakit geçirmek durumunda kalırsın ya okul, dersane yüzünden işte o fotoğraf bunu zaten belirtecekti ancak bu şekilde tam bir tezatlar yığını oldu. elime geçtiği anda yayınlamayı bile düşünüyorum.
sonra eskişehir yolundaki trafiği, eve giderken sıkıntıdan bayılabileceğimi düşünürken birden akşam da batıkent otobüsü olduğunu fark ettim ve mutlu bir biçimde trafiğe takılmadan evime ulaştım. günde iki kez otobüs seferi artık durağına gelince kafamı kaldırdığım abimizi görmem açısından da pek bir tatlıydı.
son olarak hala fotoğraf çekememiş olmak uykularımı kaçırıyor artık. çok sinirliyim çok!
başlık için; silsile kelimesi de sevdiğim kelimeler arasındaymış bunu fark ettim.
Etiketler:
barbaros şansal,
batıkent,
dersane,
eskişehir yolu,
fotoğraf,
odtü,
otobüs,
savaş hoca
24 Kasım 2010
1 sarp 2 nazım
bugün sarpla okulumuz kütüphanesinde kitap süresi uzatma, tuvalet arama, kırmızı koltuklarda oturup kitap okuma gibi pek çok eylemi gerçekleştirdik. kütüphane huzurlu bir ortam bir de kucağımda nazım'ı anlatan bir şeyler varsa yeme de yanında yat.
daha sonrasında nazım hocaya bir paket sakızla erken bir öğretmenler günü kutlaması yaptım. bizi camdan gören dedektif nazım sarp'ın kim olduğunu sorsa da beklediği cevabı alamadı. sonrasında kitapça'da çay içerken kulağımı çekti bir miktar.
bütün bunların dışında fotoğraf makinesi için beni yıllardır bir şekilde oyalayan, bu işi erteleyen babama olan öfkemi artık kontrol edemediğimi hissediyorum. yapacağım tek bir şey var ama onu da takan yok pek fazla.
böyle işte, öyle bir geçer zamanki'nin gözyaşları hala kurumadı bir de.
Etiketler:
bu dünyadan nazım geçti,
kitapça,
nazım,
nazım hikmet,
odtü,
öyle bir geçer zamanki,
sarp
9 Ekim 2010
açıklayamamak
çok nadir geliyorum buraya farkındayım.
içimdeki bir şeyleri kaçırıyor olma duygusunun tavan yaptığını ve bunu blogger ziyaretlerimde bile hissettiğimi geveleyebilirim.
yine de bütün bunlar açıklayabileceğim şeyler.
açıklayamayacaklarım çok daha sinir bozucu.
sarp' ın sorduğu "neden bu kadar gerginsin?" sorusu.
gece yatağa girince hıçkıra hıçkıra ağlamış olmam.
evet bunları açıklayamam.
sırtımı sıcağa dayayıp günlerce kitap okuma isteğinin büyüklüğü.
ve engellerin ondan daha büyük olması.
hazırlıkta odtünün odtü gibi olmaması.
daha pek çoğu...
özlediklerim, beklediklerim.
kaan hep der ya, hayat çok acımasız diye.
lise hayatımız bütün bizans oyunlarına rağmen avutucu bir şeyler mi içeriyormuş?
hepsi yeni bir ortama girmekle ve olman gereken yerde değilmişsin gibi hissetmekle ilgilidir belki de.
bilmiyorum.
15 Eylül 2010
tesadüfi yetenekler silsilesi
güzel bir günün ardından, insanın gelip yazacakları olması kadar güzel başka ne olabilir merak ediyorum?

gecenin bir yarısı söylemiştim, dilara ile kitap ciltleme sanatına el atacağız diye. onun iki oğuz atay' ını ciltlemekle kalmadık bir de sıfırdan defterler yapıp bunları ciltledik. defterlerin biri bana biriyse seyithan' a.
seyithan' ın, bizim muhteşem defterimiz için burası yamuk burası kabarık gibi yorumlar yapması halinde kafasında bir şeyler paralama ihtimalimiz çok yüksek, tahmin edeceğiniz gibi. ancak gördüğü zaman çok mutlu olacağını ve bizi çok seveceğini düşünüyoruz.
bilen bilir, dilara ile her türlü ayrılığa, sona dayanan ve odtü' ye kadar uzanacak olan bir arkadaşlığımız var. ve bunca zamandır beraberken güzel yaptığımız pek çok şey vardı. bugün bunlara bir yenisini daha ekledik. ikimizin de düşüncesi bu işin pek de kolay olmayacağı yönündeydi. ancak içimize kaçan saçma sapan bir enerjiyle dümdüz çizgiler çizdik, mukavvalar kestik, bunları gereken yerlere oturttuk... daha neler neler. anlayacağınız bol tutkallı, maket bıçaklı ve kırmızı bir gündü bu. aşağıdaysa, seçtiğimiz kabın güzelliği flaş sebebiyle görünmez olmuş olsa da , bugünün meyveleri.

sevgili dilara tasarı galaksisinde kitap ciltlemek!' in üstünü de çizebilecek böylelikle.
Etiketler:
dilara,
güzel gün,
kitap ciltlemek,
odtü,
oğuz atay,
parçaları birleştirmek,
seyithan
6 Eylül 2010
suskunluk
yazacak bir şeylerim olsun isterdim.


çünkü ne okula kaydolmak ne bölüm hakkında biraz olsun dedikodu yapabiliyor hale gelmek yazılmıyor. günlerdir elle tutulur olarak tek yaptığım bu halbuki.
babayla ilgili de bir şeyler yazmak istiyorum. ama o da fazlaca sarsıcı etkisi sebebiyle öylece bekleyecek ve bekleyecek sanırım.

dün bir süredir izlemek niyetinde olduğum big fish' i izledim. çok hikaye anlattığı için hikaye haline gelmek fikri güzeldi. film güzeldi.

bir de erken kalkıp elime kitap aldım. puslu kıtalar atlası' nı bitirdim. farklı tarzıyla beklenmedik bir biçimde sardı tek kelimeyle. okumadan ölmediğim için mutluyum.
Etiketler:
baba,
big fish,
moleküler biyoloji ve genetik,
odtü,
okumak güzel şey,
puslu kıtalar atlası
19 Ağustos 2010
19 Ağustos 2010
perdeyi havalandıracak kadar esinti var ve geceleri hafif bir dans hali alıyor beni. ankara sevilesi olma kararı aldı sanıyorum.
karar verdim bundan sonra kaliteli olmasalar da fotoğraflar çekip, buraya koyacağım. kaliteli günler için hazırlık olurlar diye düşünüyorum.
ve üniversiteye geçiyoruz ya biri bana hadi tangoya başlayalım dese bahtiyar olacağımı fark ettim.
bu gecenin şarkısı: this is the life (seyithan' dan)
13 Ağustos 2010
4 Ağustos 2010
orda buluşamadıktan sonra
tercihlerimi verdim. artık odtü' ye kayda gitmeyi bekleyeceğim. bu sırada da, uzaklara niyetlenmiş arkadaşlarımı, dilara' yı ve kaan' ı bencilce görmek istiyorum. dilara' nın istanbul' a ulaşma ihtimalinin büyümesi sanki yenildiğim kalede gözden kaçmış bir nefes gibi. bir yandan da her okul çıkışı kitapça' ya koşmalarımın anısıyla hayal ettiğim belki yeni yerlerde yeni buluşmalar vardı. söylemeden edemeyeceğim bir burukluk sebebi.
30 Temmuz 2010
gelecek
yarın kaan' a ne diyeceğimi hiç bilmiyorum. ne olacağını da. geri kalan her şey gibi. ama bunca zamandır ağlarken fark ettiğim şey: ağlarken sarılacağım ya da sarılınca ağlayabileceğim birine olan ihtiyacımdı. ve bunu, söz konusu kişi kaan olunca yapabildiğimi biliyorum. sırf bu yüzden bile yarın özlemeye kısa bir mola.
hayatımın bundan sonraki 5 yılını odtü' nün güzelliğinde ve genetik' le boğuşurken geçirme kararı verdim. kimsenin benden beklemediği bir şey bu. benim içinse hep bir köşede duran ama dillendirmeye cesaret edemediğim ihtimaldi. gözümü karartan ankara' da kalacak olmak sanıyorum. zorunlulukla kapatıldığım kutuda açtığım hava deliği olacak belki de odtü. odtü ve içinde olmasını umduklarım.
hayatımın bundan sonraki 5 yılını odtü' nün güzelliğinde ve genetik' le boğuşurken geçirme kararı verdim. kimsenin benden beklemediği bir şey bu. benim içinse hep bir köşede duran ama dillendirmeye cesaret edemediğim ihtimaldi. gözümü karartan ankara' da kalacak olmak sanıyorum. zorunlulukla kapatıldığım kutuda açtığım hava deliği olacak belki de odtü. odtü ve içinde olmasını umduklarım.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

