okumak güzel şey etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
okumak güzel şey etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Eylül 2011

okuyacak olduğunuz, günlük yazılarına dönüş yazısıdır.

house 7. sezona tatilin bitmesine hala bi hafta varken gelmiş olmak, kalan son günlerde dizisiz kalmamak adına hızımı kesti. bunun üzerine "haftalardır sadece dizi izlemek" yüzünden elimde sürünen "kinyas ve kayra"yı bitirmeyi başardım. hayatı bir süre aynı şekilde yaşayıp sonrasında bu kadar farklı yönlere gidebilmek üzerine çok fazla konuşulabilir bu kitaptan sonra. hemen arkasından da "geç kalmış ölü"ye başladım ki hazirandan beri kitaplıkta bu anı bekliyordu kendisi.
artık okullar başlasın sabırsızlığım, işin harç öde, kayda git gibi sıkıcı kısımlarını  düşündükçe biraz huzursuzlukla bulanıyor. bu yüzden de büyük bir sorumsuzluk örneği ile "yapılacaklar"ı son dakikalara bırakacağım gibi duruyor. bir de, her şeye rağmen beklenen kişiler, konuşmalar var ve bazen düşününce zamanı çoktan geldi geçti, artık yapılabilecek hiç bir şey yok gibi de geliyor. öyle olunca da neyi niye bekliyorum, kendime niye böyle işkence yapıyorum anlamak mümkün değil. diğer taraftan; dilara'yla sigaralı çaylı ders araları, karanlık odada bir savaş halini alan film yıkama dakikaları, boş anlarda seyithan'a gitmek ve onun her zaman yapacağı bir sürü işi olması gibi özlenen çok mühim bir kaç şey de var, pek tabii.

10 Nisan 2011

Ezilenler

Dostoyevski okumayı özlemişim resmen. şimdi Turgenyev'den bi' şeyler yazmam tuhaf kaçabilir ama bunu tam yerinde alıntılayan da Dostoyevski'dir.

"Belki en büyük kahramanlık, insanın hayatta ikincilikle yetinmesidir." (Turgenyev/Arefe)

üzerine saatlerce düşünülse yetmeyecek bir cümle resmen.

8 Nisan 2011

allah standarttan ayırmasın

bu aralar aslında her şey görünürde eskisiyle çok aynı olsa da boş yaşıyormuşum hissi o kadar baskın değil. deftere bir şeyler yazıyor olmak, ilgimi kaybetmeden kitap okumak, bloga yazmaya başlayıp yarıda bırakmamak önemli ve güzel şeyler aslında.
hadi dersi asalım dediğimde asacak ve benimle sinemaya gelecek, bir de kafasına huni takıp poz verecek arkadaşlarım olduğu için çok şanslıyım mesela.
ya da kaydolacak almanca kursu bulamasam da onu ararken evrensel kitabevi'ndeki işbankası yayınları için olan yüzde30luk indirimi görüp dostoyevski'yi kapmış olmak büyük bir avunma kaynağı.
ve böyle böyle bi sürü şey var işte.

7 Şubat 2011

içimden hiç bir şey yapmak gelmediği için sıkılmanın önüne geçemiyorum. elime alıp kitabımı okuyamıyorum. akıllara zarar değil mi?
hafta içinde bir gün beze yapacağım. eğer şekilleri güzel olursa seyithan'a havasını atıp mutlu olacağım falan.
odtü'de piknik fikri çok güzel olabiliyor. ee malum bu aralar güneş yüzünü gösteriyor, sıcakmış gibi davranabiliriz. ya da soğuğu da çok sevebiliriz.
biscolota reklamı dilara'nın yorumundan sonra eski etkisini kaybetti. her seferinde aklıma onun söyledikleri geliyor ve gülüyorum resmen. lan dilara!

25 Ocak 2011

tatil!

gördüğünüz üzre blogum o yapış yapış pembeliğinden kurtuldu. arkadaki fotoğraf benim çektiklerimden. sonuç olarak içime sindi bu hali.
dün otobüse yetişebilmek adına metronun merdivenlerinden yuvarlanışım; utanç vericiydi, anlatırken son derece komikti, ve fotoğraf makineme hiç bir şey olmadığı için düşünmeye bile değmiyordu. ama sabah gözlerimi 1 gibi açmamın ve bütün gündür kolumu kaldıracak halim olmamasının tek sebebi o düşüştür.
yine dün, eve dönerken kitap okumaya öyle dalmışım ki batıkentte kendimi son anda dışarı attım. huzurlu bir durumdu resmen.
bugün oturup yes man izledim. yüzümü güldürmesi açısından gayet iyiydi. jim carrey' i seviyorum.
ammaaa!

Zooey Deschanel sen ne muhteşem bir kadınsın!

22 Aralık 2010

come here

http://fizy.com/#s/1dcj9j

mid-term sonrası miskinlik günleri.
kitaplar ve filmler.
artık anlamı olmadığını dillendirdim, keyifliydi.
kütüphane huzurunun bir başka olduğunu gün geçtikçe daha çok insanla konuşuyorum, herkes farkında bu durumun.
aşık olmamak için saçma hedeflerim var.
sezgiye kötüyüm dedikçe kötülersin derken geçmişe baktım. değiştiğimi, artık canımı daha az sıktığımı fark ettim.
ve bu şarkıda durmaksızın dans etmek istiyorum.
bütün bunlar bir süredir olanlar.
huzur.

9 Kasım 2010

"zaman inanılmaz bir hızlı geçer"

her şeyin yerine oturduğunu hissediyorum iki gündür. belki de tek sebep oturup adam gibi kitap okumuş olmamdır. ya da dilara ile adilhan gezintilerimizin sonuncusunda aldığım "mucizeler dükkanı"na ilk kez gerçekten alıcı gözle bakmış olmamdır. ya da belki kaan cuma günü geleceği ve biz cuma günü görüşeceğimiz içindir. her görüşmemiz aynı zamanda bir veda, çok uzun zamanlı bir veda oluyor ya orası kötü. ama bu sefer, umarım bu sefer benimle lunaparka gelir de dönme dolaba biner.
bütün bunların dışında sarpla yaşadığımız otostop macerasını yaşandığı gün gelip yazmak istedim. ancak fark ettim ki eğer yazma niyetiyle gelip önce izlediğim bloglara bakarsam yazasım kalmıyor. o gün de aynen bu oldu.
bugünse öyle yapmadan yazıyorum.
seyithanla emniyet müdürlüğünde ehliyet alma mecaramız çok acayipti. eli kelepçeli abilerin arasından geçmemiz, raporda gözlük yazmıyor denince taksilere atlayıp sağlık ocağı aramamız, sonunda benim çıkar gözlüğünü bir de öyle gidelim dememi denememiz. ve evet, artık bir ehliyeti var diyebiliriz. ve tabi söylemesine rağmen rapora gözlük konusunu eklemeyen doktor belki de saydıklarımızdan fazlasını hak ediyorsun. bir de seyithanın işi olmasaydı (biliyorum işi olmasa böyle acayip bir gün olmazdı.) bir kahve içebilirdik. ben çok istedim hatta içimde bile kalmış olabilir.
bir de eve geç kalacağım diye 17.20de dilara ile sinemaya gitmeme sıcak bakmayan anneye kızgınım.
gitsin kundera gelsin camus diyor, yeni sevgililere yelken açıyorum. sevgiler!

18 Ekim 2010

sabahların anlamı

"Bu ülkede, insanlar sabahlara saygı göstermiyorlar. Uykularını bir balta vuruşuyla kesen bir çalar saatle kendilerini kabaca uyandırtıyorlar ve hemen uğursuz bir aceleciliğe bırakıyorlar kendilerini. Böylesi şiddet hareketiyle başlayan bir günün devamının nasıl olabileceğini bana söyleyebilir misiniz? Çalar saatlerinin her gün küçük bir elektrik şoku geçirttiği bu insanların başına ne gelebilir? Her gün şiddete alışıyorlar ve her gün zevki unutuyorlar. Bir insanın yaradılışını oluşturan, inanın bana, bu sabahlardır."
Milan Kundera
Ayrılık Valsi' nden

9 Ekim 2010

açıklayamamak

çok nadir geliyorum buraya farkındayım.
içimdeki bir şeyleri kaçırıyor olma duygusunun tavan yaptığını ve bunu blogger ziyaretlerimde bile hissettiğimi geveleyebilirim.
yine de bütün bunlar açıklayabileceğim şeyler.
açıklayamayacaklarım çok daha sinir bozucu.
sarp' ın sorduğu "neden bu kadar gerginsin?" sorusu.
gece yatağa girince hıçkıra hıçkıra ağlamış olmam.
evet bunları açıklayamam.
sırtımı sıcağa dayayıp günlerce kitap okuma isteğinin büyüklüğü.
ve engellerin ondan daha büyük olması.
hazırlıkta odtünün odtü gibi olmaması.
daha pek çoğu...
özlediklerim, beklediklerim.
kaan hep der ya, hayat çok acımasız diye.
lise hayatımız bütün bizans oyunlarına rağmen avutucu bir şeyler mi içeriyormuş?
hepsi yeni bir ortama girmekle ve olman gereken yerde değilmişsin gibi hissetmekle ilgilidir belki de.
bilmiyorum.

6 Eylül 2010

suskunluk

yazacak bir şeylerim olsun isterdim.

çünkü ne okula kaydolmak ne bölüm hakkında biraz olsun dedikodu yapabiliyor hale gelmek yazılmıyor. günlerdir elle tutulur olarak tek yaptığım bu halbuki.

babayla ilgili de bir şeyler yazmak istiyorum. ama o da fazlaca sarsıcı etkisi sebebiyle öylece bekleyecek ve bekleyecek sanırım.





dün bir süredir izlemek niyetinde olduğum big fish' i izledim. çok hikaye anlattığı için hikaye haline gelmek fikri güzeldi. film güzeldi.



















bir de erken kalkıp elime kitap aldım. puslu kıtalar atlası' nı bitirdim. farklı tarzıyla beklenmedik bir biçimde sardı tek kelimeyle. okumadan ölmediğim için mutluyum.

27 Ağustos 2010

güne başlarken




"Unutmanın acısı ayrılığın acısından farklı. Ayrılık hüzne yakın, unutmak kasvete. Yani er geç birini unutmaya mahkum olmanın kasvetinden bahsediyorum. Birini yavaş yavaş unuttuğunun bilincine vardığın anların sıkıntısından bahsediyorum. O kişinin parça parça silinip alakasız hatıraların arasına karışmasından bahsediyorum. Belki de neden bahsettiğimi bilmiyorum, sadece üzülüyorum, vefasız kader."

oturup saatlerce kitap okumayalı uzun zaman olmuştu. şu anı huzurlu kılan şey tam olarak bu.

7 Ağustos 2010

tolstoy, kundera ve diğerleri

dilara' ya yazmayan ne olsun dedim ve sırf bu yüzden yazmakla ilgili sorunlarım var. yine de anlatmadan edemem.

sonunda aileler tanıştı ve ben dilara' da kalmayı başardım. her ne kadar dedikodu yapacağımız çevremiz kalmamış olsa da günü kurtaracak pek çok şey oldu!

öncelikle kitapsızlığıma çare olarak bir sürü kitap aldım dilara' dan. ramazanda evde kalma zorunluluğuna en iyi ilaç olacak aldıklarım.

akşam sitede dolaşmaya çıktığımızda deli gibi yağan yağmur altında el ele koştuk. milli kütüphane' yi renkli kılan anılar tazeleniyor bunu düşününce. eve kendimizi attığımızdaysa mary and max' i izledik, filmi buruk bir tebessüm diye tanımlayan ekşi sözlük yazarına katılıyorum tam olarak. ve pek tabi dilaranın tespiti; max' in hayatında renkli olan tek şey mary' di.


balkonda; yasemin mori ve şansımıza uzun zaman sonra serin bir gece. havayı dumana boğarken gözlerimiz yıldızları arıyor. aklımızdaki her şeye rağmen huzurlu bir an. uzun zaman sonra deliksiz uyuyoruz.

sabah kalktığımızda inception' un tanıtımı vardı televizyonda.
kahvaltı, karar...
2 seansına serpil teyzenin bırakmasına rağmen bilet sırası, salonu bulmak gibi aksilikler yüzünden 4 dakika geç kaldık. o 4 dakikanın gerginliğiyle filmin daha başından bu kadar aksiyonlu olmasına anlam veremediğimizden bir önceki seans bitmemiş biz sonunu izliyoruz düşüncesine kapıldık. dilara durmadan gözünü kapa derken 20. dakikaya yakın fark edebildik aslında doğru salonda doğru seansta olduğumuzu. bütün bunlara rağmen izlediğimize değdi inception.


akşamsa yine dilara' dan aldığım le herisson' u izledim. uzun zaman sonra izlediğim en iyi filmdi kesinlikle. ve anna karenina alıntılarıyla ayrı bir yeri var kalbimde.
hayal: bir kitap dolusu odada bir tek koltuk ve kucağında kedinle orada okumak.


bütün bunlara bakınca geçtiğimiz iki gün gerçekten güzeldi, bugünü renksiz kılacak kadar renkliydi. ve unutulmaması gereken, bu yüzden de yazılacak günlerdi.

20 Temmuz 2010

yaza dair güzellikler


sarpın "hadi gidelim" demesi üzerine adilhan' a gitmemiz sonra da "benim param yok olunca gelelim" demesiyle çıkmamız arasında geçen kısacık zamanda 30 şubatı aldım. eve gelip kitabı araştırmak için 30 şubat yazınca sadece o gün hakkında yazılanları okuyup kitabı aldığıma mutlu oldum. kitabın nasıl olduğunuysa okuyunca anlayacağım artık.

19 Temmuz 2010

cevaplar

kahramanın, ne olmak istiyorsun sorusuna verdiği cevap "çavdar tarlasında koşarlarken uçuruma yaklaşan çocukları tutmak"sa bu cevabın altında bulabileceklerimizin sayısı tahmin edemeyeceğimiz kadar çoktur bence.