9 Haziran 2009

bu ne heyecan??

bütün günü bir kelimeyle tanımlamaya çalışmak sanırım alışkanlık haline geldi. bugüne diyebileceğim tek şey değişik olduğu. üzücü ve yorucu tarafları boldu ama genelde de böyle olduğunu düşününce bunda karar kıldım.

"erkeklerin kavgaya olan eğilimlerini hiç kimse reddedemez, tabiki ölçüsü her birinde farklı farklı. kadın tarafından bakınca çok anlamlı olmayan meseleler üstüne üstlük. işte bu yüzden erkekleri anlayamıyorum ama artık kabullendim bu durumu." dün tam olarak bunları demiştim. bugün birden böyle bir durumun ortasında kalıncaysa ne olduğumu şaşırdım. biliyorum herkes kendisini haklı görüyor, olansa kenarda izlemekte olan şaşkın hatunlara oluyor. ve olayın içinde olunca bunu kabullenmek mümkün olmuyor.

konuşamamak var bir de. yapılması gereken ve kafanda dönüp duran bir konuşma o karşında otururken hep mi zor yapılır? bugün konuşmalıydım, sırf canım daha az yansın diye. belirsizlik can yakıcı ve yorucu çünkü. ama gereği gibi olmadı. ya da zaten nasıl olursa olsun aynı miktar üzecekti ve bu noktada gereği gibi olmayışına yüklüyorum ben üzüntüyü.

günün şarkısıysa ahmet kaya-yakarım geceleri oldu.

7 Haziran 2009

bir sahne var aklımda...

tuhaf günler bunlar... tanımlamak için daha net bir kelime bulamıyorum. açmaya kalkışınca kurduğum cümleler, aynı anda hem mutlu hem de mutsuz olmakla ilgili. sanırım bu iş biraz inada bindi; bir şeyler beni mutsuz kıldıkça mutlu olmaya uğraşıyorum. yenilmediğimi gösterebilmek için. ama yine de kahkahalarım gerçekten gülünesi yerlerde kopuyorlar ve bu beni o kadar da yalancı kılmıyor bence.

kötü olan her şeye rağmen en güzel şenliğim geride kaldı. ve düşününce sanatçıların etkisinin yanında benimle ilgili olan çok büyük değişimler var işin içinde. çünkü "o olmadan hiç bir şeyin tadı tuzu olmaz." denen durumun aslının olmadığını kesin olarak anladım.

yaza dair istediğim bir şey var yakın zamandan beri. kendi kendime ve çevremdekilere durmadan söyleyip duruyorum. ne kadar çok söylersem o kadar ciddi yapacağım bu işi sanırım. kafamda her ne varsa; belirsiz, çok kötü, çok iyi hepsini normal bir yere oturtmaya kararlıyım bu yaz. önümüzdeki yıl önemli ve çok yorucu çünkü. şimdiden halletmeliyim beni yoracak, ruhumun üzerine ağırlık yapacak olan bildiğim her ne varsa.

ve fark ediyorum, yaza hep çok fazla anlam yüklüyorum.

3 Haziran 2009

3 haziran 2009

demek ki sabah sabah...
arkada haziranda ölmek zor çalarak başlayan ve öyle süren bir gün. yağmura rağmen hep ertelenenlerin yapıldığı gün. yağmur yüzünden bir şeylerin ertelendiği gün. geçmişe bakanlar yüzünden geçmişe dönüp bakılan gün. kokoreçle tanışılan gün.
bir de saman sarısı...
bu sıralar şarkılar beni ilkinde değil de daha sonraki dinleyişlerimde etkiliyor. uçurtmalarda da öyle oldu. kendimi bulmaya yer mi arıyordum bilmiyorum ama evet bu şarkıda buldum.
bir de özlem kırmızısı...
konur'un hali yüreklerimizi ağzımıza getirir durumda. bize kalmış yerlerin savaşı... nereye varacak, nelere gebe? düşündürüyor.
demek ki göçtü usta...
Nazım'ı düşünüyorum. ciddi anlamda aşığım kendisine. filmlerde vardır ya, arada bir gelen ama gelmesi yeten aşıklar, aynen onlardan. tüm eserlerine elimi attığım zamanlarda benliğimi dolduruyor.
kaldı yürek sızısı...
haziranda ölmek zor...